YANITSIZ SORU

Gönderi Zamanı: 3 Nisan 2018 16:21 Okunma Sayısı:218 Kategori: Köşe Yazıları

Şu sıralar hatıraların kapısını çok sık çalar oldum.

Bundan 17 sene evvel sıralarında oturduğum, koridorlarında dolaştığım, kantininde simit ayran kuyruğuna geçtiğim Şemsettin Karahisari Ortaokulu’nda düzenlenen Kariyer Günleri’nin geçtiğimiz haftaki konuğu oldum.

Bu günlere katılmanın bir şartı var.

Şemsettin mezunu olmak…

Amacı ise bu okulun ortamını solumuş ve şu anda çeşitli mesleklerde vazife yapanları öğrencilerle buluşturmak, hem geçmişten hem de meslekten bahsedip öğrencilerin bir alana yönlendirilmesini sağlamak.

ÖĞRENCİ DEĞİLDİM

Kariyer Günleri’nin gerçekleştiği salonda yaklaşık 250 öğrenci bizi bekliyordu.

Aslında bu salonda benim için bir hayli özeldi.

Çünkü ben bu okulda eğitime başladığım dönemde burası 6-B sınıfıydı.

Benim ilk sınıfımdı…

Yani bu okulda ilk adım attığım sınıf şimdi bir konferans salonuna dönmüştü ve ben bu sınıfta bu sefer öğrenci kimliğimle değil de “dinlenmeye değer” biri olarak oradaydım.

O GÜNLERDE YANITSIZ BIRAKTIĞIM TEK SORU

Burada ilk olarak şahsımı ifade eden bir video öğrencilerle paylaşıldı.

Burada şunu itiraf edeyim.

Videonun her sahnesi beni derinden etkiledi.

Her sahnede geçmiş önüme serildi.

Sabahın ilk ışıklarında annemin beni en güzel ve en temiz kıyafetlerle yolcu ettiği günler geldi önüme. Sobanın üzerinde kızarttığım ekmeklerin üzerine çaldığım tereyağları canlandı hafızamda. Güneşin bile kendini göstermediği alacakaranlıkta sokağa döküldüğüm, bir otobüse binip ayakta şehrin yolunu tuttuğum günler serildi önüme…

Küçük bir köyden geliyordum Şemsettin’e…

Şemsettin ise bizim köy kadar geniş bir nüfusa sahipti…

Hiç kimseyi tanımadığım, bilmediğim günlerdi.

Ürkek ve birazda korkaktım sanırım. Belki öyle yetişmiştik, belki bu hayatın yabancısıydık o günler… Kim bilir…

Şimdi gazeteciliği anlatacaktım oturduğum masada… Yaşadıklarımı ortaya dökecektim sözde… Karşımda beni tüm algılarıyla dinleyen, dudaklarımdan dökülenleri harfiyen hafızalarına kazıyan bir nesil vardı.

Ben anlattım, onlar dinledi.

Onlar sordu ben yanıt vermeye çalıştım.

Fakat o gün ve bugün dahil kimselere anlatamadığım bir şey var…

Daha doğrusu yanıtsız bıraktığım bir sual var.

Ben o günlerde yani öğrenci olarak bu sınıfın havasını soluduğum günlerde bu sınıfta bir sorudan hep kaçmıştım.

Sayısız sınav sorusuna yanıt vermiştim bu sıralarda fakat o soruya bir türlü yanıt verememiştim.

Ne zaman o soruyla muhatap olsam içime koca bir dünya oturuyor, gırtlağıma bir hançer saplanıyor ve ben o soruya bir türlü nasıl yanıt vereceğimi bilemiyordum. Yanıt vermeye yeltendiğim vakitlerde kelimeler bir bıçağın eti doğraması gibi yüreğime çalınıyordu.

Hangi soru olduğunu anlatayım…

Malum köyden geldiğimiz için sınıfa yeni katılan öğrencileri sınıfla tanıştırmak amacıyla öğretmenler bizi ayağa kaldırır ve bize çeşitli sorular yöneltirdi.

Bizi tanıtan sorulardı bunlar…

Sınıfta benim gibi köyden gelen pek çok kişi vardı.

Hepsi konuşur, hepsi kendisini tanıtır, nereden geldiğini, annesinin ve babasının ne iş yaptığını ifade eder, gelecekte ne iş yapmak istediklerini söylerler ve otururlardı.

Ben ise bu durumdan hiç haz almazdım.

İsmimi söyler, gelecekte ne iş yapmak istediğimi geveler ve bir an önce oturmak için can atardım.

Birkaç defa bunda başarılı olsam da bazı öğretmenler ısrarla beni ayağa kaldırır, “Oğlum annen baban ne iş yapar” sorusunu ısrarla yöneltirdi…

Bende önce yutkunur, sonra ürkek bir tonla şöyle derdim.

Annem ev hanımı, babam ise…

Bir türlü devamını getiremezdim.

Devamı basitti.

Bir iki kelimeydi.

Hatta tek kelimeydi.

“Öldü” demek yeterliydi.

Fakat ben her defasında bunu söylerken tarifi mümkün olmayan bir ruha bürünüyordum.

Sanki o güne, babamı kaybettiğim güne tekrar giderdim.

Caminin minaresinden yükselen sala sesi içimde tekrar okunurdu sanki.

Sınıfta herkesin babası hayattaydı…

Herkes gururla ve rahatlıkla babalarının ne iş yaptıklarını söyleyebiliyordu.

Fakat bu soru benim her defasında yanıt veremediğim, kopya çekemediğim tek soruydu.

Bugün…

Aslında hiçbir şey değişmedi.

ISRAR ETMEYİN LÜTFEN

Bu hadise konferans esnasında zihnimde canlandı.

Orada muhtemelen paylaşmazdım.

Bende bugüne dek en sevdiğim paylaşma noktasını bu duruma şahit kılıyorum.

Yazıyorum.

Birde bugünün öğretmenlerine sesleniyorum.

Sınıfınıza yeni bir öğrenci geldiyse, onu tanıtmak için “annen baban ne iş yapıyor?” sorusunu iki kez yöneltmeyin. Bir kez sorun. Yanıtsız bırakıyorsa lütfen üstelemeyin onu.

Not: Bu videoyu hazırlayan ve beni geçmişin biriktiği hatıra sandığının yanı başına götüren kendisiyle tanışma fırsatına erişmesem de Deniz Alaadinoğlu hanımefendi ve videoya sesiyle hayat veren Serkan Baksı’ya teşekkürümü sunuyorum. 

 

Nail Azbay – 3 Nisan 2018 – Türkeli Gazetesi

Bir Yorum Yazın