Sen öldün

Gönderi Zamanı: 27 Ekim 2013 10:27 Okunma Sayısı:439 Kategori: Benden

Bu satırlı okuyan kıymetli okur, senden bu satılar bitinceye dek ölmeni istiyorum.

Tuhaf bir şey ama evet bunu yapabilirsin.

Öldüğünü düşün. Hayat pencerenin kapandığını hayal et. Başlayalım.

**

Bir gün önce uyuduğun ev, bir gün önce yürüdüğün yol, oturduğun bir taş, baş koyduğun bir yastık, her sabah kullandığın mutfağın, her sabah demlediğin çaydanlığın, dişlerini fırçaladığın diş fırçan, başını örttüğün başörtün artık yok.

Aslında bunların öncesinde ölüm önce senin uzakta olan bir akrabanı yakalamıştı. Daha sonra sana yaklaştığını söyleyerek karşı komşunu almıştı. Bir an geldi senin en yakınındakini, eşini senden almıştı.

Artık daha yakında ölüm sana. Hayat pencereleri bir bir kapanıyordu, bir bir sönüyordu lambalar.

Bir an unuttun ölümü gene. Gezdin, dolaştın, güldün eğlendin. Bu hakkındı ama ölümün senden istediği bir şey vardı. ‘Onu unutmaman’

Unuttuğun an hatırlatmak istiyordu kendini. O sevdiklerinin onu unutmasını sindiremiyordu. Belki de hayat sürecinde en prensipli sevgi ona aitti. Tabi birde Azrail’e(a.s). Çok prensipli çalışırdı. İyinin de, kötünün de canını alır geçerdi. Belki de can aldığı için günah işlemeyen tek canlı oydu.

Ne diyorduk, haa… Ölümü unutma. Gücenirdi unutursan. Tutar yan komşunun canını alırdı ve sana derdi ki ‘Beni unutma!’ Yaşa ama unutma onu.

Evet, sıra sana geldi. Aldı senin canını Azrail. Etrafına bakıyorsun senin sağlığında evine gelmeyen herkes orada. Etrafına doluşmuşlar. Bir köşede yatan bedenine bakıyorlar. Azrail’in sana olan mesajı bitmişti artık. Bu sefer senin üzerinden onlara mesaj veriyordu.

Sen öldün. Tüm akrabaların orada. Sağlığında evin hiç bu kadar kalabalık olmamıştı. Evine hiç bu kadar kişi girmemişti. Seni tutup götürüyorlar. Soyuyorlar çırıl çıplak. Hiç böyle utanmamıştın. Annenden doğduğun gün hariç hiç bu kadar çıplak olmamıştın. Üzerine hafif ılık bir su döküyorlar. Daha sonra tenine bir sabun dokunuyor. Ovalıyor seni birden fazla kişi. Sen gençliğinden beri hep kendin yıkanmıştın. Bu sefer elini kaldıracak takatin yok.

Evet, bitti yıkama işi tenini temiz kokulu bir havluyla kuruluyorlar şimdi. Daha sonra adet yerini bulsun diyerek yüzüne kına döküyorlar. Ve seni sıkı sıkı beyaz bir çarşafa sarıyorlar. Kefen diyorlardı ona. Hep başkalarının içine girdiği çarşafa bu sefer sen giriyorsun. Evet, buda bitti. Oğlun, damadın ve yeğenin tutuyor seni ve Yahya Kemal’in ifadesiyle ‘Sessiz bir gemiye’ koyuyor. Yolculuk vakti gelmişti sanırım. Demir alma günü gelmişti senin için.

Getirdiler tabutunu ve yıllarını verdiği evinin önüne koydular. Ne güzel günlerdi dimi. O evde ne günlerin geçmişti. Orada aile olmuştun. Orada yaşamıştın uzunca bir zaman. Zaman zaman komşularınla birlikte otururdun kapı önünde. Soğuk kış günlerinde kuzinenin içersin de pişirdiğin kumpirleri ikram ederdin eve gelen misafirlerine. Biraz tuzlayıp yendi mi lezzetini hiçbir şeye değişmezdin. Çocuğunu ilk o evde kucağına almıştın. Ama dedik ya artık demir alma günü…

Kalkıp girmek istedin o eve. Eve gelen misafirlere bir çay demlemek istedin. Ama takatin yok, kımıldayamıyordun. Bir ezan vakti geldi. Kalkıp namazını kılmak istedin ama gene olmadı. Bu sefer okunan ezan zaten senin için okunuyordu. İkindiydi sanırım.

Evet, evet güneş öğleninki gibi tepede değildi ikindi vaktiydi. Namaza müteakip diye ilan vermişlerdi. Senin demir alma gününe tüm halk gelecekti. Bir bir geldiler. Sanki düğüne geliyorlardı. Bu şekilde hep düğünlere giderlerdi bu insanlar. Şimdi ise yıllardan beri oturduğun evinin önünde yatan ve içinde senin olduğu tabutu almak için gelmişlerdi. Düğüne uğurlar gibiler bir bir geldiler. Karşılıklı ikili saf şeklinde sıraya girdiler. Sıra sıra olmuşlardı.

Sonra takkesinden hoca olduğu anlaşılan bir adam geldi. Bu imam evin arkasında bulunan caminin imamı Salih amca değil miydi? Evet, oydu ta kendisiydi. Geldi senin tabutunun hemen yanında durdu. Evinin önünde duran kalabalığa döndü ve ‘Mevtayı nasıl bilirsiniz?’

Yüksek sayılabilecek bir şekilde ‘iyi biliriz’ sesleri yükseldi. Salih amca bu sefer ‘ona olan haklarınızı helal edin’ dedi. Yine yüksek denilebilecek bir ses tonuyla ‘helal olsun’ dedi tüm yakınların

Ve bir anda oğlun, diğer tarafta damadın arkada yeğenlerin senin gemini kaldırıp omuzlarına koyuverdi. Yolculuk başlamıştı sanki. Ama bir durak daha vardı.

‘Musalla’

Herkes tek tek omuz attı son gemiye.  Son durak olan musallaya getirdiler senin gemini ve koydular durağa. Çok kalmayacaktın burada belki de en fazla 5 dakika. Salih amca senin için son bir namaz kılacaktı. Ama şanslıydın bu namaz bu sefer senin için kılınacaktı. Bu kadar insan senin için gelmişti. Salih amca farklı bir namazın tarifini yapıyordu. Alışık değildin bu namaza. Rükû, secde yoktu bunda. Birkaç sure okuyordun ve bitiyordu.

Evet, yeniden omuzlardasın ve geminin demir atacağı son yere geliyordun. ‘Yalancılar kahvehanesine’

Herkes oradaydı, zengin fakir o kahvede de bir aradaydı. Ayrım yoktu. Az önce dedim ya Azrail(as) çok prensipli çalışmıştı. Kime sıra geldiyse onu alıp getirmişti buraya. Neyse sıra sendeydi ve sende gelmiştin. İyi birimiydin kötü birimiydin bilmem ama sende oradaydın.

Evet, bir çukur kazılmıştı, ‘Son gemiyi’ hemen yanına koydular. Takatin olmadığı için açamadığın o kapağı çok basit bir şekilde açtılar. İçeri iki oğlun girdi. Gözleri kızarmıştı. Beyaz çarşafın bir ucundan yeğenin diğer ucundan da damadın tuttu. Bir anda seni son gemiden kaldırdılar ve çukur içersin de bulunan oğullarına verdiler. Yavaşça toprağın en soğuk yerine, en dibine yerleştirdiler çocukların seni. Altına toprak koyuyorlardı kıbleye bakman için. Ama çok nazikti evlatların incilmemen için yavaş yavaş hamlelerle sırtına toprak koyuyorlardı. Kıbleye bakacaktın. Şanslıydın.

Evet evlatlarının vazifesi bitti. Onlara bir el uzanıyor çukurdan çıkmaları için ama sen orada yalnızdın. Kimse yoktu. Beyaz bir çarşaf, çıplak bedenin ve sen. Ve tenine temas eden topraklardan üzerine toprak atıldığını fark ediyorsun. Üzerine çılgına dönmüşçesine toprak atıyorlar. Takatin yok ki başını kaldıramıyorsun. Bu insanlar sanki bir inşaatta çalışırcasına üzerine toprak atıyorlar. Anlam veremiyorsun. Evet, üzerine çok fazla toprak attılar. Toprağı düzlemek için iki kovada su döktüler üzerine.

Güzel bir manzarası vardı aslında mezarın. Yakın zamanda bir yakının gelip başucuna bir çam ağacı dikerdi. Bu manzaranın güzelliğini perçinlerdi. Hele birde rengarenk zambaklar diktiler mi? Gelme keyfine…

**

Neyse, buraya kadar geldiysen şimdi hayatta olduğunu hatırla. Hala yaşıyorsun. Benimkisi sadece bir yaşanmış gözlemdi. O yüzden yaşamın zevkini, güzelliğini şu an yani hayattayken çıkarabilirsin. O yüzden fazla vaktin kalmadı sanırım. Git güzelliklerle doldur o hayatı. Güzelliklerle doldur ki yalancılar kahvesinde rahat edesin.

Yaşamınız güzellikle dolsun.

Muhabbetle kalın.

 

Bir Yorum Yazın