SAVAŞIN ESKİTEMEDİĞİ TEK ŞEY: MASUMİYET

Gönderi Zamanı: 5 Şubat 2018 17:25 Okunma Sayısı:697 Kategori: Köşe Yazıları

A Haber Muhabiri ve Türkeli Gazetesi yazarı Nail Azbay bir kez daha Suriye’de… Azbay önce, Fırat Kalkanı Harekatı’nda DEAŞ’tan kurtarılan Soren İlçesindeki yaşama konuk oldu. Daha sonra ise birkaç gün önce PYD’den temizlenen Burseya Dağı eteklerinde bulunan Türkmenlerin yaşadığı Marin Köyü’ne misafir oldu. İşte Nail Azbay’ın kaleminde Suriye notları…

Bugün Suriye’nin Sawran (Soren) ilçesindeyiz.

İlçe diyorum fakat Türkiye’deki bir ilçe gibi düşünmeyin.

Çünkü burası DEAŞ’ın yakıp yıktığı, talan ettiği, hayatları söndürdüğü, insanların üzerine karabasan gibi çöktüğü bir adres.

İlçeye giden yollar Türkiye’deki tarla yollarından çok daha kötü durumda.

Bu nokta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı ile DEAŞ’tan temizlenmiş.

Şu anda hayat normale dönmeye başlamış durumda.

İnsanlar ay yıldızın gölgesi altında yaralarını sarıyor.

İş yerleri açılıyor, çocuklar sokaklarda dolaşıyor.

Yunus Üstündağ bu temaslarda kadrajıyla bana yine yardımcı olan isim.TÜRKİYE’YE TEŞEKKÜR

Bizim vardığımız gün ilçe meydanında toplanan ahali, Zeytin Dalı Harekatı başlatan Türkiye’ye destek mitingi düzenledi.

Bir an kendimi Anadolu’nun bir köyünde hissettim.

Neden diye soracak olursanız hemen anlatayım.

Meydanın her yanında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafları ile tanıştım.

Sadece fotoğraflarla da değil Erdoğan için bestelenmiş Dombıra parçasını da meydanda defalarca işittim.

Meydana akın eden ahalinin ellerinde ise Suriye ve Türkiye bayrakları yan yanaydı.

Hepsinin ağzında bir tek kelime vardı.

Hepsinin umudu olan bir kelime…

Hepsinin yarınları olmuş bir kelime…

Türkiye…

Evet biz onların umuduyuz.

Biz onların yarınıyız.

Üzerlerine çöken kara bulutu dağıtan biziz.

İşte biz bu yüzden onların yarınıyız, umuduyuz.

Alanda bir afiş dikkatimi çekti.

O afişte şöyle yazıyordu: “Vefalı Türk geldi yine”

SEVİN, SAHİPLENİN

Soren ilçesinden ayrılıyoruz.

Zırhlı aramızın istikameti Burseya Dağı’nın eteklerinde bulunan Marin Köyü…

Bize Özgür Suriye Ordusu’nun yanı sıra Özel Harekat Polisleri’miz eşlik ediyor.

Önce Allah’a sonra onlara emanetiz.

Yolculuk boyunca sadece bir karışlık pencereden etrafı süzüyorum.

Ve etrafa göz attığım her an her saniye derin bir şükre kapılıyorum.

Eğer şu an bu satırları Anadolu’nun bir köşesinde huzurla okuyabiliyorsanız lütfen sizde şükredin.

Çünkü baktığım, gördüğüm her yer harabe…

Etrafımda savaşın yaktığı, yıktığı binalar…

Yolsuz caddeler…

Işıksız hayatlar…

Kurşunların saplandığı haneler…

Anadolu’nun en ücra köşesindeki köyü dahi bu sokaklardan çok daha modern bir kenti andırıyor.

O yüzden lütfen şükredin.

Sevin.

Sahiplenin.

Marin Köyü'nde ÖSO güçleri güvenliği sağlıyorTÜRKMEN KÖYÜ’NDEYİZ

Şimdide birkaç gün önce düzenlenen operasyonla temizlenen Burseya Dağı’nın eteklerindeyiz.

Türkmen Köyü Marin Köyü’ndeyiz.

Köyün yanı başındaki tepelere başımı kaldırıp bakıyorum.

Her hakim tepede PYD’lilerin kuleleri…

Daha doğrusu PYD’nin enkaz halindeki kuleleri.

Çünkü hepsi birkaç gün önce Mehmetçik tarafından ele geçirildi.

Az ileriye doğru başımı kaldırıp bakıyorum.

Burseya Dağı’nın tepesinde dalgalanan şanlı Türk Bayrağı gözüme çarpıyor.

Onu görür görmez içimden zihnimin en kuytu köşelerinde şu sözcükler beliriverdi: “Sen ne güzel şeysin. Gittiğin yere huzur ve yaşam götürüyorsun. Gittiğin yere nefes oluyorsun, güneş oluyorsun, umut oluyorsun. Sen ne güzel şeysin öyle…”

Marin Köyü'nde çocuklar bilşye oynuyor.ÇOCUK OLMAYA ÇALIŞIYORLAR

Marin Köyü’nün sokaklarına dalıyorum.

Etraf piketten yapılmış pek çok hane var.

Çamurlu sokaklardan ilerliyorum.

İlk etapta sessiz bir köy gibi görünse de derinlere ilerledikçe insanlarla karşılaşıyorum.

Daha doğrusu yaşamın en güzel belirtisi olan çocukların oyun sesleriyle karşılaşıyorum.

Savaşın yanı başında silah seslerinin eksik olmadığı bir coğrafya da onlar çocuk olmaya çalışıyor.

Sokaklarda ilerledikçe kalabalık bir çocuk gurubuna rastladım.

Kimi yere diz çökmüş, kimisi üzerlerine gelen bu yabancı adamın nereden çıktığını anlamaya çalışan bir bakışla gözlerini bana dikmiş, kimisi hiç umursamadan mahzun gözlerle hayatı süzmeye devam etmiş vaziyetteydi.

Bilye benim çocuklukta oynadığım ve en keyif aldığım oyundu.

Bilye uğruna pek çok pantolonumu eskitmiş ve annemden uzun fırçalar yemiş biriyim.

Burada çocukluğumun en tatlı oyununa tanık olmak aslında bende tarifi mümkün olmayan bir ruh haline savrulmama neden oldu.

Ben o an başka bir dünyanın yanı başındaydım.

Masumiyet... (1)SAVAŞIN ESKİTEMEDİĞİ TEK ŞEY…

Köydeki temaslarımız bitmek üzereyken tek katlı bir evin kapısından küçük bir kız göründü.

Öyle masum, öyle güzel baktı ki…

Hiç bozulmamış bir masumiyet…

Hiç dokunulmamış bir güzellik…

Hiçbir yerde olmayan mahzun bir bakış…

Şimdi düşünüyorum da savaşın, silahın eskitemediği, bozamadığı tek şey bu çocuktaki masumiyet…

Bir Yorum Yazın