Kendimi tanıyorum…

Gönderi Zamanı: 3 Ekim 2011 21:30 Okunma Sayısı:561 Kategori: Benden

Ne muazzam bir şey insanın kendisini keşfetmesi.

Kendi kişisel yeteneklerini anlayabilmek, onları harekete geçirmek ne kadar da muhteşem bir şey.

Sonsuzluğunun sahibinin yarattığı tüm organlarını kendine yakışan en iyi şekilde kullanmak ne kadar da anlamlı.

 

Tabi her kes bu kadar başarılı değil. Aslına bana bakarsanız benim görüşüm bu onların suçu değil. Bizim eğitim tarzımız. Onlara verdiğimiz eğitime bakar mısınız. Yıllardan beri hep aynı şeyden bahsediyoruz. Aynı şeyleri aynı şekilde veriyoruz. Örnek vermek gerekirse yıllardan beri  Matematik dersini acayip şekilde önem veriyoruz. Bir Matematiğe verdiğimiz önemi bir folklara, modern dans dersine vermiyoruz. Mesela bir resim dersine aynı değeri vermiyoruz. Neden vermiyoruz? Çünkü kafalarda hep aynı şeyler… Hep aynı meslek takıntıları…

Hiç unutmam ilk okulda ne olacaksın diye sorardı bazı öğretmenlerim. Ve herkes klasik cevaplar verirdi ardı ardına.. Doktor, öğretmen, pilot, polis, mühendis…

Ne kadar da taklitçi olduğumuzun farkında mıyız. Bu evrensel dünya artık kopyala yapıştır bilgiyi kabul etmiyor. Bu şekilde devam eden tüm sistemler muazsam bir hızla çöküyor. Artık yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemin adı Kem Robinson´un dediği gibi “Bilgi devrimi”…

Evet yeni dönemin adını çok güzel tarif etmiş Kem Robinson…

Nedendir bilmiyorum hep aynı eğitimi veriyoruz. Herkesi Üniversite okumaya zorlar gibi bir olgu oluşmuş kafalarda. Herkes bir Üniversite okumak mecburiyetinde hissediyor kendini. Dört yıllık bir lisans bölümü bittikten sonra önümüze yüksek lisans çıkacak ondan sonra doktora ,mastır derken derken  bu şekilde gidip duracak.. Kendimizi keşfetmek için bir Profesör olmamıza gerek yok.

Sözlerime son  verirken sizlere ünlü yazar Kem Robinson´un başından geçen güzel bir anekdot anlatmak istiyorum.

Robinson yazdığı bir kitabının imza gününde aldığı bir kitabı imzalatmak için sıraya geçen bir okuruna Ne iş yaptığını sorar. Okuru ise “İtfaiyeciyim” der.  Kaç yaşındasın diye sorar yazar. “Otuz” cevabını alan yazar, ne zamandan beri itfaiyeci olmayı istiyorsun diye sorar. Adam ”Çocukluğumdan beri  itfaiyeci olmayı istiyordum” diyerek başlar konuşmaya.  “Çocukluğumda itfaiyeci olmak istediğimi okulda öğretmenime söylediğimde benimle alay etmişti. Benim kendimi harcadığımı daha iyi bir meslek seçmem gerektiğini söylemişti. Hatta bir gün tüm okulun önünde bana itfaiyeci olmak istediğim için dalga geçer gibi gülmüştü. Bu benim çok ağırıma gitmişti. Grurum incilmişti. Ama ben genede itfaiyeci oldum. Siz bana bu soruyu sorduğunuzda bende tam o öğretmenimi düşünüyordum. Geçenlerde bir trafik kazası yapmış. Hayatını kurtardım araçtan çıkararak ilk yardım uyguladım. Belki şimdi benim hakkımdaki düşünceleri biraz olsun değişmiştir J”

Bizim eğitim sistemiz öylesine sönük ki.. Sönük ruhlu, ateşleyicisi olmayan bir sistemiz var. Bizlerde böyle sönük, bizleri hareketlendirmeyen eğitim sistemlerinin kurbanları oluyoruz.

 

Bu ülkenin bu dünyanın aynı türden mesleklere ihtiyacı yoktur. Her mesleğin her dalın önemi büyüktür. Bizlerin hayalleri vardı yaptık yapamadık veya yapıyoruz. Ama gelecek bir nesil var. Onlarında hayalleri var. Onlarında gerçekleştirmek istedikleri bir takım hayalleri var.

Bırakın onların hayallerini olsun ayaklarımızın altına almayalım.

 

Bir Yorum Yazın