Karadeniz’e derin bir yolculuk -6-

Gönderi Zamanı: 30 Eylül 2015 11:19 Okunma Sayısı:664 Kategori: Köşe Yazıları Nail Geziyor

Dünyadaki cennet: UZUNGÖL

Doğu Karadeniz’i karış karış dolaşmaya devam ediyoruz. Öncelikle şunu belirteyim. Altı ayrı yazı dilimiyle anlatmaya çalıştığım Doğu Karadeniz izlenimlerimin daha önceki bölümlerine www.nailazbay.com adresinden ulaşabilirsiniz.  Bu hatırlatmadan sonra direksiyonu Trabzon’un Çaykara ilçesindeki turistik bir köye çevirelim. Uzungöl’e gidelim. Ben orayı tek cümleyle şöyle tarif ediyorum: “Dünyadaki cennet…”

karadeniz not 6 (11)Kusursuz bir yaşam alanı

Evrenin kusursuz yanına bizzat şahit olmak isterseniz, öyle bir niyetiniz var ise Uzungöl’ün benzeri olmayan manzarasına şahit olun. Buraya adımımı attığım an, işte dedim, “işte benim aradığım yer burası…” Yeşil örtüye teslim olmuş tepelerin arasında bu köye adını veren Uzungöl, ruhuma öyle derinlemesine işledi ki, her gün o manzarayı bana hatırlatan fotoğraflara bakmadan edemiyorum. Buraya adım atar atmaz bu manzarayı kuşbakışı görmem gerektiğini fark ederek, gözlerimle Uzungöl’e hakim olmuş bir tepe aradım. O tepeyi çok geçmeden keşfetmenin sevinciyle gözüme kestirdiğim mevkie yol aldım. Yer tespitim tam isabetti. Bu tepeden Uzungöl’ü uzun uzadıya seyretmek ve buradan yükselen huzuru, sakinliği ciğerlerime çekmek mümkündü. Bende öyle yaptım.

Araplar yerleşmeye başlamış

Uzungöl’ün tarifi imkansız manzarasını bana harika bir fotoğrafla sunan o tepeden şehre doğru yol aldım. Burası küçük bir köy olsa da turizmin can bulduğu nokta olmaya başlamış. Pek çok hediyelik eşya satan noktalarda Uzungöl’ü anlatan materyal bulmanız mümkün. Ancak burayı gezerken bol bol Arap nüfusa da temas edebilirsiniz. Çarşıda… Pazarda… Hatta trafikte…  Araplar bizden önce huzuru ve sakinliği keşfetmiş olacak ki Doğu Karadeniz’in pek çok şehrinde olduğu gibi buralardan da ev alıp yerleşmeye başlamış olacaklar!

karadeniz not 6 (10)Kelimeler hislerime cevap vermiyor

Ben burayı anlatacak kelimeyi ve cümleyi pek fazla bulamıyorum. Hangi kelimenin kapısını çalsam tam olarak istediğime cevap vermiyor. Doğu Karadeniz seyahatinde ki en derin muhabbeti burada hissettiğimi belirtiyor, huzuru ve sessizliği sevenleri Uzungöl’e davet ediyorum.

karadeniz not 6 (12)Rumların vazgeçilmez mabedi: Sümela Manastırı

Şimdide Trabzon’un Maçka ilçesindeki Altındere vadisinin eteklerine inşa edilmiş, Rum Ortodoksları için halen vazgeçilmez bir mabet olan Sümela Manastırı’ndayız. Rum Ortodoksları için vazgeçilmez diyorum çünkü her yıl buraya akın ettiklerini ve ayin yaptıklarını Rehberimiz Mehmet Hoca’nın aktardığı bilgilerden öğreniyoruz.

karadeniz not 6 (13)İlk önce kilise, sonra manastır

İlk olarak kilise olarak faaliyet yürüten bu mekan daha sonrasında manastıra çevrilerek, Hristiyan dünyası için önemli bir yer edinmiş. Her Manastırda olduğu gibi burada da pek çok çocuk yetiştirilerek din alimi unvanına erişmiş. Manastırlar bu yönüyle bizdeki medreselerle benzer özellik taşıyor. Sümela Manastırı’nın inşa edildiği yer bir dağın eteği… Bunun sebebini de Rehberimiz Mehmet Hoca anlatsın bizlere: Manastırlar genelde şehirden ve uygarlıktan uzakta, ulaşılması zor alanlara kurulurlar. Bunun amacı, inzivaya çekilen kişilerin beşerî sorunlardan olabilecek en az düzeyde etkilenmesi ve şehirlere yapılacak olası askerî saldırıları en az zararla atlatmaktır.”

karadeniz not 6 (6)Yüzde 50’si değişmiş

Tarihi eserlerimizi koruyamadığımız gerçeği burada da karşımıza çıkıyor. Mübadele sonrasında Rumların boşalttığı bu manastır, bir çobanın içeride ateş yakmasıyla pek çok ahşap yanını kaybetmek zorunda kalmış. Bu yüzden şu anda görülen manastırın yüzde 50’sinin değiştiği, yenilendiği belirtiliyor. 1960’larda başlayan restorasyon çalışması ise günümüzde halen devam ediyor.

Ferhat ile Şirin’in şehri: AMASYA

Doğu Karadeniz’deki temaslarımızı noktalayarak dönüş yoluna geçiyoruz. Dönüş yolunda şehzadeler kenti Amasya’ya uğruyor ve o güzel şehrin havasını teneffüs ediyoruz. Pontus Krallığının başkenti olan bu küçük şehrin her yanından tarih fışkırıyor. Pek çok tarihi cami, külliye ve kervansaray bunun delili.

karadeniz not 6 (5)karadeniz not 6 (8)Kale ve tarihi evler

Şehre girer girmez heybetiyle bizleri selamlayan Amasya kalesi oluyor.  Bu kalenin hemen eteğinde ise Yeşilırmak akıyor… Yeşilırmak’ın eteklerini ise tarihi konaklar süslemiş. Buralarda hediyelik eşyalardan tutun, yöresel yemeklere kadar pek çok yöresel lezzeti tadabilirsiniz. Tarihi konakların bazılarını kamu kuruluşlarının da kullandığı görülüyor. Amasya İl Genel Meclisi bu örnekler arasında yer alıyor.

 

 

 

karadeniz not 6 (4)En iyi mumya koleksiyonu burada

Amasya’daki Arkeoloji Müzesi ülkemizin en önemli müzelerinden bir tanesi. Pek tarihi eser sevmeyen yanım olsa da buradaki mumyaları görmek için bu müzeye gidilir. Bedenleri çoktan çürümüş, kafatasları meydana çıkmış cesetlerin mumyalanmış hallerine burada şahit olabilirsiniz. Şimdi bu mumyaların tarihçesi için Rehberimiz Mehmet Hocaya kulak kabartalım: “14’üncü yüzyılda İlhanlılar Dönemi’nde iç organları ile mumyalanan ve hem Türk, hem de Müslüman kişilere ait olmaları nedeniyle mumyaların dünyada eşi benzeri bulunmuyor.  Dünyanın en iyi mumya koleksiyonlarından birine sahip olan Amasya’daki mumyaların İlhanlılar Dönemi’nde, Moğollar tarafından zehirlenerek ya da boğularak öldürüldükleri tahmin edilen Anadolu Nazırı Şehzade Cumudar, Amasya Emiri İşbuğa Noyan, Amasya’da hükmetmiş olan İzzettin Mehmet Pervane Bey, eşi ve 2 çocuğuna ait olduğu belirtiliyor. Bu mumyalar, Mısır’dakilerin aksine iç organları çıkartılmadan mumyalanan ilk Türk ve Müslüman mumyalar olma özelliğini taşıyor. ” Mumyalar hakkında şunu da belirtelim. “Bunların neresi mumya, bildiğin ceset olmuş” diyenler için şu bilgiyi aktaralım. Mehmet Hoca’nın son cümlesinde belirttiği gibi bu kişiler mumyalanırken iç organları çıkartılmamış. Bu yüzden zaman içerisinde beden üzerinde çürümeler meydana gelmiş.

karadeniz not 6 (2)Amasya= Ferhat ile Şirin

“Amasya eşittir Ferhat ile Şirin” diyebiliriz. Bizler sevginin kusursuzluğunu onların hikayesinde bulmuştuk. Ferhat ile Şirin’in memleketidir Amasya… Şimdi onların hikâyesine kulak verelim, sevgiyi tüm bedenimizde yeniden idrak edip sevip de kavuşamayanlar için dua edelim. Buyurun: “Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir. Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir’e suyu getir, Şirin’i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir. Ferhat’ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde.”

karadeniz not 6 (1)“Şirin yoksa bana yaşamak haramdır”

“Mehmene Banu, bakar ki kız kardeşi elden gidecek, sinsice planlar kurarak bir cadı buldurur, yollar Ferhat’a. Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da. “Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin’in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner. “Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der. Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat’ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda. Ferhat’ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat’ın yanına. Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. İki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için…” (Kaynak: Amasya Kültür Turizm Müdürlüğü Web sitesi.)

Tevfik Kavcar

Tevfik Kavcar

Kahrımı çektin Tevfik…

Bu gezi bana pek çok güzel insanla tanışma fırsatı sundu. Onlardan bir tanesi de sizlere daha öncelerden bahsettiğim Tevfik (Kavcar) oldu. Tevfik, gezi boyunca benim fotoğraflarımı çekmek zorunda kaldı. Bu da yetmedi benim gibi hayta biriyle yan yana oturmaya katlandı. Ama gezi sonrasında güzel bir insanla tanışmış olmanın sevincini yaşadım. Teşekkürler Tevfik. Tekrar görüşmeyi umut ediyorum.

Olmadık bir zamanda olmadık bir yerde…

Yazı dilimlerinin ilkinde belirttiğim gibi, bu gezi Karadeniz’in eşsiz manzarasının yanında hayat kumbaramdaki güzel insan sayını artırdı. Hem seyahatin başından sonuna hem de bu yazı dilimlerinin başından sonuna kadar yanlış bir hareketim veya davranışım olmuş ise affınıza sığınıyorum. Bilerek yada bilmeyerek incittiğim bir gönül var ise yine affınıza sığınıyorum. Haklarınızı helal etmenizi bekliyorum. Sizlerle hayatın olmadık bir yerinde olmadık bir zamanında yeniden karşılaşmayı ve çay eşliğinde muhabbet etmeyi umut ediyorum. Hoş ve muhabbetle kalın.

Vedayı Doğu Karadeniz’de keşfettiğimiz güzel bir parçayla yapalım. Dilime dolanan Salih Yılmaz’dan eşsiz bir Karadeniz parçası… Şelale… 

Bir Yorum Yazın