Karadeniz’e derin bir yolculuk -3-

Gönderi Zamanı: 23 Eylül 2015 07:19 Okunma Sayısı:719 Kategori: Köşe Yazıları Nail Geziyor

karadeniz ve cay (9)DOĞU KARADENİZ VE ÇAY…

Ordu’dan Trabzon’a yol alıyoruz. İlk durağımız horonu ve köftesiyle meşhur Akçaabat ilçesi. Meşhur Akçaabat köftesinin lezzetini tatma fırsatına eriştik. Piyaz, ayran ve baklava ile servis edilen bu köfte oldukça lezzetli. Köftemizin lezzetine Karadeniz manzarası da eklenince lezzet iki kat artıyor.

karadeniz ve cay (5)Akgün ailesi

Akçaabat’ın meşhur köftesini tattığımız esnada yolculuk boyunca arka koltuk komşumuz olan Sevim ve Tacettin (Akgün) çifti ile tanış oluyoruz. Çiftin aslen Burdurlu ancak şu anda İzmir Bornova’da ikamet ettiğini giderek ilerleyen sohbetten öğreniyoruz. Sevim Hanım ile sohbet ederken gezi boyunca kendilerine eşlik eden iki kızlarından laf açılıyor. Bir kızının anneye bir kızının da babaya çok benzediğini gelişi güzel bir vaziyette sohbete ekliyorum. Sevim Hanım’da “bilmem” deyip biraz mutlu birazda düşünceli bir bakışla “Bizde iki kız daha var…” deyiveriyor. Allah(c.c.) bağışlasın.

karadeniz ve cay (6)Atatürk’ün evindeyiz

Şimdide Trabzon merkezdeyiz. Futbol aşığı memleketin topraklarındayız. Burada yaşayan halkın yüzde 85’i kendi takımlarını yani Trabzonspor’u tutuyor. Bu şehirde ilk durağımız Atatürk Evi oluyor. Bir Rum tarafından inşa ettirilen bu ev, mübadele sonrasında Rumların Anadolu’dan ayrılmasıyla birlikte Trabzon halkına kalıyor. Evin içi o günün şartlarına göre oldukça lüks bir şekilde dizayn edilmiş. Trabzon’u ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu evde konaklamış, daha sonra Trabzon halkı tarafından bu ev Atatürk’e armağan edilmiş. Mustafa Kemal için bu evin önemi büyük. Çünkü tüm mal varlığını bana, yani Türk halkına işte bu evde miras bırakmıştır. Mustafa Kemal 11 Haziran 1937’de bu evde şu ifadeleri kaleme almıştır: “Mal ve mülk bana ağırlık veriyor. Bunları milletime vermekle ferahlık duyuyorum. İnsanın serveti kendi manevi kişiliğinde olmalıdır. Ben büyük milletime daha neler vermek istiyorum.” Beni derinden etkileyen bu sözü Trabzon’daki Atatürk Evi’nde halen gözlemlemeniz mümkün.

karadeniz ve cay (8)Ayasofya cami

Türkiye’de ki üç Ayasofya’dan biri de Trabzon’da bulunuyor. Bu tarih ve din mabedi, eski bir kilise iken, şimdilerde çan kulesinden Ezanı Muhammedi’ye sesi işitilen, içerisinde ise secde edilen bir cami olmuş durumda. Cami olarak kullanılmayan bölümlerinde ise yapıldığı dönemlerde duvarlarına resmedilen Hz. İsa ve Hristiyanlığa ait resimleri gözlemleyebilirsiniz.

 

karadeniz ve cay (4)1950 rakımlı Kayabaşı Yaylası

Trabzon’dan tam 1950 rakımlı Kayabaşı yaylasına tırmanıyoruz. Otobüsle gidemediğimizden, üç ayrı minibüsle yolumuza devam ediyoruz. Kıvrımlı yollar, sisten burnumuzun ucunu göremediğimiz anlar… Ürkmedim desem yalan olur. Yarı uyanık, yarı uyur vaziyette Kayabaşı Yaylasına ulaştık. Bizi ilk olarak küçük bir köyü andıran, uzun uzun çam ağaçlarının ortasında inşa edilmiş bungalov evler karşıladı. Oldukça dekoratif duran bu manzara iç dünyamda rahatlamaya sebep oldu. Çünkü o korkunç yollardan sonra böyle huzur verici bir mekana kavuşacağıma pek ihtimal vermemiştim. Odaların içerisinde ciddi anlamda çam kokusu var. İlk etapta biraz rahatsız etse de daha sonra alışıyorsunuz.

karadeniz ve cay (3) Yerden binlerce metre yükseklikte musluğundan sıcak su akan, wifi’si olan, güzel yemekler pişirilen, temiz çarşaflı yatakları olan, banyosu ve tuvaleti bulunan bir mekan bulmuşum, fazla eleştirmemem gerekir diye düşünüyorum.  Akşam yemeğinden sonra Ege’den sırtlandığım Kerimoğlu Zeybeği ile Karadeniz’in dağlarına ve insanlara selam iletme vazifesini yerine getirdim. Onlarda “Aleyküm selam” diyerek gece boyunca bize horon teperek karşılık verdi. Karadeniz türküleri ve egenin zeybek oyunları iç içe geçmiş bir vaziyette bizlere lezzetli anlar sundu. Birlikte Anadolu oluşumuzu yeniden idrak ettim.  Muhabbetin çay eşliğinde devam ettiği, aralara çekirdek çatırtılarının da eklendiği güzel bir akşamdı doğrusu. Akşamın sabahı da akşamı aratmayacak derecedeydi.

karadeniz ve cayyCiğerlerime Karadeniz havası depoladım

Güneşin yeryüzüyle buluşacağı anı yakalamak isteyen bizler saatler 5.30’da dimdik ayaktaydık. Bizler dedim sanırım, biraz açayım. Yüzünde gülümsemesi eksik olmayan, başı uzunluğundaki kısa saçlarıyla tebessüm abidesi olan Zahide (Çınar) , ilk gördüğüm de kendisini üniversiteye yeni başlamış bir öğrenci olarak sezdiğim ancak konuşmaya başladığımızda yaşının bendende büyük olduğunu öğrendiğim, gözlerindeki parıltıyla çevresine umut saçan Ferda (Vurgun) ve otobüsteki koltuk arkadaşım Tevfik. Kayabaşı’nın sis çökmüş yollarında yaklaşık yarım saatlik yürüyüşümüzde ciğerlerimize kirlenmemiş oksijen depoladık. Zaman zaman tedirgin olsam da Zahide’nin korkusuz adımlarından güç aldığımı itiraf etmeliyim. Bize çok iyi geldi.

Zihni Derin

Zihni Derin

Çayın babası: Zihni Derin

Trabzon’da ki ikinci günümüzde Sürmene ilçesindeki Şölen Çay Fabrikasına yol alıyoruz. Anadolu insanının muhabbet sofralarında ikram etmeyi pek sevdiği çayın nasıl evlerimize uzandığınızı bizzat yerinde gözlememek için düştük yollara. Yolculukta çayın tarihine de rehberimiz Mehmet Hoca vasıtasıyla şöyle biz göz attık. “Canlarım” diyerek söze başladı Mehmet Hoca: “Karadeniz’de çay dediğimizde akla Zihni Derin gelir. Çünkü Türkiye’de Çay tarımının başlamasına Zihni Derin önderlik etmiştir. Ziraat Mühendisi olan Zihni Derin, Rus Devrimi’nden sonra Batum sınırının kapatılması ile işsizliğin ve güvenlik sorunlarının arttığı Doğu Karadeniz’de halka yeni iş imkanları yaratmak için inceleme yapmakla görevlendirildi. Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi öğretmenlerinden Ali Rıza Bey’in 1917’de Batum’da yaptığı inceleme sonucu yazdığı raporu okudu. O raporda, çayın Rize dolaylarında yetiştirilmesinin mümkün olduğu, sebepleri ile birlikte ifade edilmişti. Zihni Derin, Ali Rıza beyin raporunu Rize’deki komisyona okudu, uygulamayı başlatmak üzere bir fidanlık kurulması kararlaştırıldı. Yapılan çalışmaların olumlu netice vermesi ile Batum´dan 1937 yılında 20 ton,1939 yılında 30 ton çay tohumu, 1940 yılında 40 ton çay tohumu ithal edilerek çay bahçesi tesisi çalışmalarına başladı. İlerleyen yıllarda çay ekim alanları ve üretimi oldukça artış gösterdi. Ve ortaya bu çayı işleyecek fabrika ihtiyacı çıktı. 1942’de Rize’de Merkez Çay Fabrikası kuruldu. Yani Çaykur’un temelleri atıldı. Bugün çay üretiminde dünyada 5’nci sıradayız. ”

karadeniz ve cay (11)En lezzetli çay, mayıs çayı

Bu doyucu bilgilerden sonra çay fabrikasına ulaştık. Çayın işlenmemiş haliyle ilk kez burada tanıştım. Çayın yaş halini avuç içime alıp önce kokladım, farklı bir kokusu var. Fabrikadaki üretim sürecini meraklı bakışlarla inceledim. Sadece şu kadarını bilin. Bir bardak çay için inanılmaz bir üretim süreci var. Fabrikada ki derin bakışlı incelemelerimizden sonra bizi bahçede yer alan iskemlelere buyur edip, bir bardak çay ikram ettiler. Fabrika Yetkilisi Halil Üstürk, burada çayın hasat edilmesinden kaliteli ve kalitesiz çayın nasıl anlaşılabileceğine kadar dobra dobra bilgiler verdi. Dinleyelim: “Çay senede dört defa hasat edilir. İlk hasat mayıs ayında başlar. En lezzetli çay ilk hasatta yani mayıs ayındaki çaydan temin edilir. ”

karadeniz ve cay (1)Mayıs çayına ulaşmak mümkün mü?

Halil Üstürk’e “Biz bu mayıs çayını nasıl bulacağız?” sorusu da yöneltildi. Samimi bir şekilde cevap verdi: “Mayıs çayı dediğim gibi en güzel çaydır. En güzel çayı biz buralarda kendimiz içiyoruz. Kalanını karıştırıp, paketliyoruz. Bu ürünlerde marketlere, marketlerden de sizlere ulaşıyor. Tüm fabrikalarda aynı işlem uygulanıyor. İşin özü mayıs çayına sizlerin ulaşması imkânsız. ”

karadeniz ve cay (9)

 

Çay nasıl demlenir?

Halil Üstürk, hışımlı bir ses tonuyla “Çay şekersiz içilir” diyor ve lezzetli çay için demleme yöntemini anlatıyor: “Çay dediğin 20-25 dakika demlenecek. Eğer bir çay kısa sürede renk veriyorsa o çay sıkıntılı çaydır. Bunun en büyük örneği sallama çaylardır. Alıp içmeyin. Hiçbir zaman gerçek çay tadını alamazsınız. ”

Çay demlerken yapılan hatalar neler?

“Bazı vatandaşlar çayı alıp yıkıyor. Kimisi de başka bir çayla karıştırıyor. Çok açık ve net söylüyorum. Çay Karadenizliye benzer, fazla karıştırılmaya gelmez. ”

Kaçak Çay hakkında bilinmeyenler

“Kaçak çayın içerisinde aroma ve renklendiriciler kullanılıyor. Bugün için bunlara Sağlık Bakanlığı izin veriyor. Bu maddelerin beyin felci riskini yüzde 45 arttırdığı kanıtlanmaya çalışıyor. Bundan 10 yıl sonra bu netleşmiş olur.”

Soğuk Çay’ın içinde çay yok

“Soğuk çayın içinde çay namına hiçbir şey yok. Sadece çay rengini veren madde var. Normal çayı buzdolabına koyun, içermezsiniz. Oda soğuk çay.”

karadeniz ve cay (2)12 saat çalışıyoruz

Bu sohbetlerden sonra merakımdan fabrika işçileriyle de ayaküstü sohbet ettim. Laf arasında “emeğinizin karşılığını alıyor musunuz?” diye sordum. Cevap aynen şöyleydi: “Emeğimizin karşılığını alıyoruz ama eskiden 8 saat çalışıyorduk. Şimdi ise çalışma saatimiz 12 saate çıktı. Zor oluyor.”

Doğu Karadeniz izlenimlerine bayram molası veriyoruz. Bayram sonrasında Trabzon’daki birlikteliğimiz kaldığı yerden devam edecek.

23 Eylül 2015 – Gazete 3

Bir Yorum Yazın