Karadeniz’e derin bir yolculuk -2-

Gönderi Zamanı: 22 Eylül 2015 06:39 Okunma Sayısı:669 Kategori: Gezi Köşe Yazıları Nail Geziyor

ordu foto (4) HUZUR VEREN ŞEHİR:  ORDU

Konaklama için Samsun’dan ayrılıp Ordu’nun Fatsa ilçesine doğru hareket ediyoruz. Yol boyunca güneşin yeni bir güne kadar elveda dediği anlarda Karadeniz türküleri bize eşlik ediyor. Fatsa’da logosunda “beş yıldız” bulunan Yalçın Otel’e varıyoruz. Her ne kadar estetik bir duruşla misafirlerini selamlayan bir mimariye sahip olsa da, benim gözümde beş yıldızın ikisi bu otel için fazla. Buna delil olarak açık büfe olarak sunulan yemeğin ardından arzu ederek istediğimiz çaylar için ücret talep edilmesini sunabilirim. Ancak yemekleri, odaları ve bahçe düzenlemesi oldukça iyi. Vardığımız günün akşamında, yudumladığım çayın yanında gökler bir anda ağlamaya başladı. Hafif hafif çiseleyen yağmur, sanırım bana “hoş geldin” diyordu. Yağmuru seven biri için inanılmaz bir his olduğunu söylememe gerek yok. Beni dinlendirdi.

ordu foto (3)Erken yatıp, erken kalkmayı öğrendim

Annemin çok arzu duyduğu, ancak yanındayken yapmayı pek beceremediğim erken yatıp erken kalkma meselesine burada el atmıştım.  Ben daha çok geç yatar, erken kalkmayı severdim. Otobüs yolculuğunun üzerime yüklediği yorgunluğu derhal uykuyla dindirmeye çalıştım. Uyuduğumda saatin kaç olduğunu fark etmesem de –sanırım 22’ydi- sabah uyandığımda kol saatimde ki akrep 5’in üzerinde, yelkovanda 9’un üzerinde hareketsiz bir halde duruyordu. Çantamdan aldığım yeni bir tişörtle ona az biraz uyum sağlayan pantolonumu bedenime tez çabuk geçirdim ve bir an evvel kahvaltı meselesini halletmek için akşam yemeğinde ihtiyacımıza cevap veren salona yol aldım. Bir dilim ekmek, tereyağı, çok sevdiğim sarı zeytin, dere otlu peynir ve bir fincan çay alarak bedenimin ihtiyacını dindirdim. Şunu belirtmeliyim ki dere otlu peynire bayıldım.

ordu foto (2)Sıra geldi ruhsal ihtiyacıma… Bedenimin içine hapsolmuş ruhumu otelin hemen ardındaki, bol ağaçlı yürüyüş yoluna attım. Yolun hemen yanı başında doğanın sesi olmayı kendine vazife edinmiş, muhtemel ki Karadeniz’in bir köşesine dökülmek için birbiriyle yarışan dere yatağındaki su tanecikleri bende rahatlatıcı bir havanın esmesine sebep oldu. Derenin üzerinden geçen ve oldukça eskidiği bir karış ayrık vaziyette birbirlerinden ayrı düşmüş kütüklerden net bir şekilde belli olan köprünün üzerinde durup, az ileride yeşil bir kıyafet giymiş tepeleri fotoğraf karesiyle ölümsüzleştirdim. Bunu yaparken bol bol nefes alıp, ciğerlerime Karadeniz havası depolamaya koyuldum. Burada bol bol yağmur, bol bol yeşil var. Yağmura ve yeşile âşık olmuşlara ilan olunur.

ordu foto (5)Karadeniz ölüm döşeğinde!

Fatsa’dan Ordu merkezine hareket edip çift yönlü yollardan kolaylıkla geçtiğimiz esnada sol yanımızda kalan ve baktıkça beni rahatlatan eşsiz dalgalarıyla bize ufak ufak selam gönderen Karadeniz’in ölüm döşeğinde olduğunu öğrendim. Rehberimiz Mehmet Hoca, şu an itibariyle Karadeniz’deki canlı varlığının giderek azaldığını, her yıl bu denizde yakalanan balık tonajının giderek düştüğünü ve uzmanlara göre bu denizin 250 yıl sonra hiçbir canlı türünün yaşayamadığı bir su birikintisi olacağı sözünü bizlerle paylaştı. Sebep ise denizin her geçen gün kirlenmesi.  Bu sözler hem içimi burktu hem de bende bir merak uyandırdı. İnterneti açıp doğruluk payına bir göz attım. Ondokuz Mayıs üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Uyanık’ın bu konuyla alakalı 2 yıl önce yaptığı konuşmaya eriştim. Prof. Dr. Uyanık şöyle diyor: “Karadeniz’de oluşan kirlilik sadece kıyı bölgelerinde bulunan sanayi tesislerinin veya kıyıda yaşayan bölge insanlarının suçu değildir. Karadeniz’e dökülen nehirleri, denize döküldüğü yere kadar kullanan tüm sanayi tesislerinin ve insanların sorunudur. Önlemler tabii ki alınmalıdır, fakat bilinçli bir halkın katılmadığı hiçbir teşebbüs başarılı olamamıştır. Bu nedenle, özellikle insan kaynaklı kirliliklerin önlenmesi için, sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşmekte, halkın bilgilendirilmesi, özellikle gençlerin bu kampanyalara aktif katılımının sağlanması gerekmektedir. Sonuç olarak, Karadeniz tüm bölge ülkeleri için eşsiz bir doğal hazinedir. Karadeniz hepimizin dünyaya açılan yolu, ekmek kapısı, gıda deposudur. Bu hazine bize gelecek nesillerin emanetidir. Karadeniz henüz ölmemiştir, fakat ölüm döşeğindedir. Üzerimize düşen görevi yapmaz, tedbirler almazsak maalesef ölecektir.” Çarpıcı değil mi? Biz insanlar elimizi attığımızı kurutmaktan başka bir işe yaramıyoruz sanırım.

ordu foto (9)Tepelere kondurulmuş evler

Yolculuğumuz devam ediyor. Cam kenarındaki koltuğumdan fındık ağaçlarının kapladığı dağların eteklerine inşa edilmiş evlere dikkat kesiliyorum. Birer ikişer yan yana inşa edilen evlerin tepelere nasıl kondurulduğunu merak etsem de orada yaşamanın benzeri olmayan bir heyecan vesilesi olduğunu da düşünmeden edemiyorum. Galiba orada yaşamak çok daha huzurlu olsa gerek! Kim bilir… Yolculuk esnasında Ordu ve Giresun illerine hizmet verecek olan, Türkiye’nin deniz üzerine inşa ettiği ilk havalimanını Ordu-Giresun Havalimanı da bizi selamladı. Rehberimiz burada araya girerek şu bilgiyi bizlere aktarıverdi: “Buranın yapımı için günde 2 bin kamyon denize moloz döktü.” Bildiğiniz gibi bu hava alanı mayıs ayında hizmete girmişti.

Tur Rehberi Mehmet Meral

Tur Rehberi Mehmet Meral

Kız alıp vermezler

Yolculuk esnasında bir önemli bilgiye daha rehberimiz aracılığıyla erişiyoruz. Bu arada rehberimizin de Rizeli olduğunu yeri gelmişken buraya not düşelim. Doğu Karedeniz de Ordu ve Giresun illeri ile Trabzon ve Rize illeri arasında dünya görüşünden midir bilinmez bir kopukluğun var olduğunu öğreniyoruz. Mehmet Hoca dilinden düşürmediği “canlarım” ifadesini zikrederek bize hitap ediyor ve başlıyor anlatmaya: “Ordu ve Giresun aslında düşünce ve dünya görüşü olarak birbirine yakın iller. Her iki ilde de sol düşünceden olan ve rahat yaşamayı seven insanlar oldukça fazla. Trabzon ve Rize’de ise daha çok kapalı ve muhafazakâr insanlar yaşıyor. Giresun ve Ordu birbiriyle iyi geçinirken, Trabzon’da Rize ile iyi geçinir. Bu iller kendi aralarında ticaret yapar. Ancak çok ilginç olan bir durum daha var. Mesela Trabzonlular, Ordululardan veyahut Giresunlulardan kız alıp vermezler. Aynı şey Rizeliler içinde geçerlidir. Birbirleriyle ticaret yapmadıkları gibi kız alıp vermezlerde. Yani işin aslı birbirlerini pek sevmezler. ”

ordu foto (8)Teleferik bu şehrin tanıtımına katkı sunuyor

Ordu’nun merkezine vardığımızda şehir turu yapmadan doğru teleferik tesisine yol alıyoruz. İlk kez teleferiğe binecek olmanın haklı heyecanını yaşıyorum. 6 TL’lik teleferik biletini aldıktan sonra, sırası gelen kuzuların uçurumdan aşağı kendilerini bırakmalarını andıran bir halle tepelerden gelen teleferiğin içerisine bedenlerimizi bırakıveriyoruz. Bulutlu ve hafif rüzgârlı olan Ordu’yu müthiş bir fotoğrafla sunan teleferik, bu şehre tanıtım manasıyla gerçekten çok büyük katkı sunuyor. Teleferik içerisinde bu anları bir daha ne zaman yakalayacağımı kestiremiyor oluşumun farkındalığından bol bol fotoğraf çekiyor, bol bol etrafı seyrediyorum. Gerçekten çok keyifli bir vaziyetti.

ordu foto (1)

Bu manzara karşısında höpürdeterek içtiğim bu çay, ruhumda anlatamayacağım bir havanın esmesine vesile oldu.

Boztepe’den Ordu’ya kuş bakışı

Teleferik bizi alıp Ordu’nun meşhur Boztepe’sine bıraktı. Boztepe’den Ordu’ya kuşbakışı bakmak çok daha keyifli bir halmiş. Deniz bir yanda… Kent elbisesini çoktan giyinip kuşanmış Ordu diğer yanda… Ve onları seyreden ben bir diğer yanda…  Benim bu tutku dolu bakışlarıma bir bardak çayda eşlik etti. Artık her şey tamdı. Muhteşem bir his. Anlatamam bunu ama siz anlamaya çalışın. Anlayamaz ise gidin, sizde bu hissi tecrübe ederek tadın.

ordu foto (7)Yarın futbola âşık olmuş bir şehre, Trabzon’a uzanacağız. Bir çay fabrikasının konuğu olacak “en lezzetli çayı nasıl temin edebiliriz?” sorusunun yanıtını arayacağız. Bekliyorum.

22 Eylül 2015 – Gazete 3

 

Bir Yorum Yazın