Karadeniz’e derin bir yolculuk -1-

Gönderi Zamanı: 20 Eylül 2015 22:12 Okunma Sayısı:855 Kategori: Gezi Köşe Yazıları Nail Geziyor

Uzun zamandan bu yana Doğu Karadeniz’e gidip, o güzelim havasını teneffüs etmeyi, yaylalarında cirit atmayı, dağlarını süsleyen o güzel yeşil örtüye dikkat kesilmeyi, insanıyla sohbet etmeyi, ovalarında yetişen çayından höpürdeterek içmeyi , derelerinden yükselen o hışımlı sese kulak vermeyi, ruhumu eşsiz müziklerine emanet etmeyi hayal ediyordum. Hayalim, hayal olmaktan çıktı, gerçeğe büründü. Samsun’dan, Ordu’ya oradan Giresun’a Trabzon’a, Rize’ye, Batum’a ve Amasya’ya doğru 6 gün boyunca süren bir yolculuğa çıktım. Bu şehirlerde tuttuğum notlar, cümlelere bürünüp sizlerle buluşmaya can atıyor. Onları daha fazla bekletmeyelim. Keyifli bir yolculuğa dikkat kesilelim; 

Otobüse tek kişi bindim, yalnız…

Otobüse bindiğimde aslında tek kişiydim. Sadece sırt çantam, not defterim, fotoğraf makinam, yarım kalmış Sabahattin Ali romanım ve birkaç parça eşya… Ancak döndüğümde hafif bir yorgunluğun yanında hayat kumbaramda pek çok yeni dostluğun, arkadaşlığın, hikâyenin biriktiğini gözlemledim. İşte bu muhteşem!

Tur Rehberi Mehmet Meral

Tur Rehberi Mehmet Meral

Rehberle tanışma anım

Sabahın 5’inde otobüsteki yolculuğuma başlar başlamaz, koltuk komşularımın kimlerden oluştuğuna bakmaya yeltendim. Sadece yanı başına oturduğum Tevfik(Kavcar) ile tanışmış, daha sonrasında derin bir uykuya mağlup olmuştum. Gözlerimi açtığımda Ankara’da olduğumu gözüme çarpan yüksek yüksek bakanlık binalarından anladım. Fakat uyku yakamı bırakmadı, yine galip geldi. Bir ara başımın birkaç karış üzerindeki hoparlörden bir adamın konuştuğunu işittim. “Merhaba arkadaşlar” gibi selamlama konuşmasına benzeyen, uykunun verdiği ağırlıktan pek çok kelimesini algılamakta zorluk çektiğim bir konuşma yapıyordu. Uykuma karşı artık direnip,  bu konuşmaya dikkat kesilmem gerektiğini fark ederek gömüldüğüm koltuktan doğruldum. Başının hemen üzerindeki saçlarının pek çoğu beyaza dönüşmeye başlamış, esmer tenli, kahverengi gözlerinin hemen altındaki çiziklerden yorgun olduğu anlaşılan bir adam, eliyle kavradığı mikrofonla konuşma gayreti içerisindeydi. “Ben Mehmet (Meral)…  Gezi boyunca size rehberlik edeceğim.” dediğini net bir şekilde işitmiştim. Evet, bu adam 6 gün boyunca bizim kahrımızı çekecek olan talihsiz kişiydi.

Sahil kenarında panayır havası hâkim (2)KAREDENİZ’İN PARLAŞMIŞ YILDIZI: SAMSUN

Canik dağlarını tırmanıp, Karadeniz’in çoktan parlamış yıldız şehri Samsun’a ayak basıyoruz. Şehir meydanında güvercinlerle insanların bir arada barış içerisinde yaşadıkları ortamdan geçip, Milli Kurtuluş Mücadelesi açısından ehemmiyet uyandırıcı Gazi Müzesi’ne ayak basıyoruz. Bugün bir müze olarak karşımıza çıkmış olsa da, geçmişinde Mantıka Palas ismiyle otel olarak kullanılmış. Milli Mücadeleyi başlatmak için 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gelen Mustafa Kemal Atatürk, bu otelde konaklamış.  Müzenin girişinde yazılan bilgi notundan Kurtuluş Savaşı planlarının burada masaya yatırıldığını gözlemleyebiliyoruz. Şehrin sahil kenarında Mustafa Kemal ve 18 silah arkadaşının Samsun’a gelişini simgeleyen balmumu heykelleri de gözlemleyebilirsiniz.

Arkeoloji müzesiArkeoloji müzesi

Gazi Müzesi’nden çıkıp Arkeoloji müzesine yol aldık. Tarihi eserler her ne kadar değerli olsa da benim pek ilgimi çekmiyor. Burada bol bol tarihi eser, Osmanlı ve Selçuklulara ait sikkeleri camekanların arkasından uzun uzadıya seyredebilirsiniz.

 

Sahil kenarında panayır havası hâkim (1)Sahil kenarında panayır havası hâkim

Samsun halkı Kardeniz’den gelen dalgaların kıyıya vuruşunu seyretmek için sahil kenarına akın etmeyi pek seviyor. Kimisi oltasına takılacak balığı beklerken, kimisi de derin ve bir o kadar hararetli muhabbetlere imza atıyor. Yalnız takılmayı sevenlerde sahil kenarında yalnızlığın tadını çıkarıyor. Dalgaların çıkardığı hışımlı sesi çok derin düşüncelere kapılarak dinleyen pek çok insanla karşılaştım. Onlar beni fark etmeseler de ben onlara kısa bir bakış attım.  Çekirdek tutkunları da Kardeniz’e karşı keyif demliyor. Serin Karadeniz rüzgârlarına bende teslim olup, gevrek bir simidi dişlerimle ezmekle meşgul olurken uzun uzuna mavi dalgaların sahiline kavuştukları anı seyrettim. İzledim. Dinledim.  Zamanı akışına bırakarak huzura teslim olmayı yeniden keşfettim.

37 bin dolarlık Onur Anıtı37 bin dolarlık Onur Anıtı

Samsun’un simgesi haline gelmiş Onur Anıtı, Atatürk Parkı’ndaki uzun çam ağaçlarının altında gölgelenmekle meşgul iken vardık yanına. Onur Anıtı, Kurtuluş Savaşı’nın başladığı anı simgeliyor. Bu anlamda heykeldeki işçiliğin yanında yüklendiği anlam ve mana da oldukça üst düzeyde. Anıtın heykeli Samsun Valisi Kâzım Paşa tarafından Samsun halkı adına Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel’e 1927 yılında sipariş edildiğini, heykelin Viyana’da yapımına başlandığını rehberimizden öğreniyoruz. Bilgi haznemize bu heykel karşılığında heykeltıraşa tam 37 bin dolarlık ödeme yapıldığını bunu da Samsun halkının karşıladığını ekliyoruz. Samsun’daki Onur Anıtı 15 Ocak 1932 tarihinde anıtın resmî açılışı yapılarak cumhuriyet tarihinin on üçüncü anıtı olarak tarih sayfalarındaki yerini almış durumda. Gidin, görün, inceleyin.

“Gün geçtikçe daha çok âşık oluyorum”

“Gün geçtikçe daha çok âşık oluyorum” Samsun’dan ayrılacağımız esnada yavaş yavaş otobüs sakinleriyle de tanışmaya başlıyoruz. Şimdi otobüsün en renkli iki simasını sizlerle tanıştırmak istiyorum. Bu gezinin beden olarak en yaşlısı ancak ruh olarak en genci olan Naki ve Emine Bağseven çifti ile tanış olalım. 45 yıl önce hayatlarını birleştirmiş olan bu çift, gezinin lezzeti oldu. Naki Amca, hayat haznesinde biriktirdiği tecrübeleri fırsat bulduğu esnada anlatmaya başlıyor ve onu susturmak imkânsız bir hal alıyordu. Afyonkarahisar’ın Emirdağ İlçesine bağlı Karacalar köyünden olan Bağseven çifti, yıllar önce ekmek parası derdine düşmüş ve pek çok Emirdağlı gibi onlarda Belçika yollarına koyulmuşlar. Yolculuk esnasında rehberimiz Mehmet Hoca, Naki Amcaya mikrofonu uzatıp, “Hala âşık mısın teyzemize?” diyor ve karşılığında şu cevapla muhatap oluyordu: “Her geçen gün daha çok âşık oluyorum.” Allah(c.c.), herkese böyle sadık sevgi sahibi kişiler nasip etsin. Âmin. Naki Amca ve eşi Emine Teyze, yılın yarısını Belçika’da geriye kalan kısmını ise Emirdağ’ın Karacalar köyünde geçiriyor. Hemşeri olduğumuzdan mıdır bilinmez Naki amca bana karşı oldukça sıcak ve samimiydi. Traşlı yanakları ve beyaz saçlarıyla tevazu sahibi olduğu her halinden belli olan Naki Amca, beni de köyüne bulgur pilavı yemeye davet etti. Onlar Belçika’ya gitmeden gidip o pilavın yanında Naki amcanın sohbetine yeniden konuk olmak için gayret edeceğim.

Samsun’dan ayrılacağımız esnada yavaş yavaş otobüs sakinleriyle de tanışmaya başlıyoruz. Şimdi otobüsün en renkli iki simasını sizlerle tanıştırmak istiyorum. Bu gezinin beden olarak en yaşlısı ancak ruh olarak en genci olan Naki ve Emine Bağseven çifti ile tanış olalım. 45 yıl önce hayatlarını birleştirmiş olan bu çift, gezinin lezzeti oldu. Naki Amca, hayat haznesinde biriktirdiği tecrübeleri fırsat bulduğu esnada anlatmaya başlıyor ve onu susturmak imkânsız bir hal alıyordu. Afyonkarahisar’ın Emirdağ İlçesine bağlı Karacalar köyünden olan Bağseven çifti, yıllar önce ekmek parası derdine düşmüş ve pek çok Emirdağlı gibi onlarda Belçika yollarına koyulmuşlar. Yolculuk esnasında rehberimiz Mehmet Hoca, Naki Amcaya mikrofonu uzatıp, “Hala âşık mısın teyzemize?” diyor ve karşılığında şu cevapla muhatap oluyordu: “Her geçen gün daha çok âşık oluyorum.” Allah(c.c.), herkese böyle sadık sevgi sahibi kişiler nasip etsin. Âmin. Naki Amca ve eşi Emine Teyze, yılın yarısını Belçika’da geriye kalan kısmını ise Emirdağ’ın Karacalar köyünde geçiriyor. Hemşeri olduğumuzdan mıdır bilinmez Naki amca bana karşı oldukça sıcak ve samimiydi. Traşlı yanakları ve beyaz saçlarıyla tevazu sahibi olduğu her halinden belli olan Naki Amca, beni de köyüne bulgur pilavı yemeye davet etti. Onlar Belçika’ya gitmeden gidip o pilavın yanında Naki amcanın sohbetine yeniden konuk olmak için gayret edeceğim.

 

Yarın, Karadeniz’in nadide şehirlerinden Ordu’ya konuk olacağız. Bekliyorum.

21.09.2015 – Gazete 3

 

Bir Yorum Yazın