Felaketler karşısında insan

Gönderi Zamanı: 15 Mayıs 2014 17:14 Okunma Sayısı:558 Kategori: Benden Güncel

bu-felaket-insan-isi2010 yılında Elazığ’da 6.0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. 41 kişi öldü, 34 kişi yaralandı.

2011 yılında Van’da 7.2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. 604 kişi öldü, 4 bin 152 kişi yalandı, 2 bin 262 enkaz meydana geldi.

2012 yılında Afyon’da Cephanelik havaya uçtu. 25 asker şehit oldu, 4 askerde ağır yaralandı.

2013 yılında Reyhanlı’da teröristler bombalı saldırı düzenledi. Başbakan 238 kişinin öldüğünü açıkladı.

2014 yılında Manisa’nın Soma ilçesinde bir linyit madeninde patlama meydana geldi. Şehit olan maden işçilerin sayısı şu an itibariyle (15.05.2014-18.47) 282 olduğu belirtildi. Bu sayının giderek artacağı ifade ediliyor.

**

Yukarıda adı geçen olayların bir kısmı doğadan, bir kısmı da insanoğlunun doyumsuzluğundan, dikkatsizliğinden kaynaklanıyor.

Bu iki farkı bir kenara bırakıp biraz düşünelim.

Bizler neden bu kadar büyük felaketlerle sınanıyoruz?

Şefkatli sahibimizin kendimize gelmemiz için bize nasıl bir tokat attığının farkında mıyız?

Bizler ne yapıyoruz?

Her yıl, sayısız felaketler ülkemizi, dünyamızı yakalıyor.

Bizler nasıl bir günah işledik?

Nasıl bir adaletsizlik, nasıl bir ahlaksızlık, nasıl bir zalimliğe düştük?

Bir kitapta okumuştum, aynen şu ifadeye yer verilmişti;

“Çoğunluk zalim olursa toplum tokat yer.”

Muhteşem bir tespit.

‘Zalimlerin bedelini iyiler ödüyor’ diyebilirsiniz. Ancak yeryüzüne inen bir tokat, kurunun yanında yaşı da götürebilir.

İyiler dediğimiz kesim tamamen haklı mı peki? Onların suçu yok mu?

Onlarda şöyle muhasebe yapmalı diye düşünüyorum.

İyiler dediğimiz kesim kötülerle mücadele etmeyi mi bıraktı?

İyiler dediğimiz kesim haksızlığa, adaletsizliğe karşı sessiz mi kaldı?

İyiler dediğimiz kesim paraya, pula, makama kendini mi sattı?

İyiler dediğimiz kesim harama helal, hırsızlığa meşru gözle mi baktı?

Bizler, az ötede insanlar öldürülürken sessiz mi kaldık?

Bizler, yan komşumuz açlıktan ızdırap çekerken tok mu yattık?

Bizler, eşlerimizi, ailelerimizi, çocuklarımızı hangi zevk uğruna terk ettik?

Bizler hangi günahımızda ısrarcı olarak isyana sürüklendik?

**

BİZİM TERCİHİMİZ HANGİSİ?

El Kahhâr olan Allah, bizleri her yıl uyarıyor.

Felaketler karşısında bile siyaset yapmayı bırakalım artık.

Zalime kızıp isyanı mı seçeceğiz? Yoksa Hz. İbrahim Peygamber gibi ‘Bize Allah yeter, o ne güzel vekildir’ deyip Rahman olana mı sığınacağız?

**

SABRA SIĞINALIM

Felaketler sonucu en yakınımızı kaybedebiliriz.

Hatta bu satırları yazanın başına ‘felaket gelmiş mi ki böyle basit yazabiliyor’ diyerek bana kızabilirsiniz.

Bir kazada annenizi yada babanızı kaybedebilirsiniz.

Yada bir hastalık sizden eşinizi koparabilir.

Evlatlarınız kanser virüsünün pençesine takılabilir.

Bizler, zalim birisi tarafından haksızlığa uğrayabiliriz.

İşimizi kaybedebiliriz.

Burada şöyle düşünelim.

Muhteşem bir yaratılışın amacı bu kadar kısa süreliğine geldiğimiz dünya olabilir mi?

Ondan geldik ona gideceğiz.

Hiçbir mülk, hiçbir kimse ebedi değil…

Önemli olan emaneti layıkıyla teslim edebilmek.

Önemli olan ahlak, edep ve iffetle sürülen bir yaşam sonucunda ona kavuşmayı ümit edebilmek.

**

UNUTMAYIN…

Bizleri bir damla sıvıdan yarattığını ifade eden Şefkatli Sahibimiz, bizler için sonsuzluğu yarattığını ifade ediyor.

Bizleri yoktan var ettiğini ifade eden Er Rahman, bizleri unutulduğumuz mezarlardan dirilteceğini söylüyor.

Bizleri yoktan var eden Er Rahim, mahşeri âlemde gerçek bir adaletin olduğunu haykırıyor.

Bizleri yoktan var eden El Cebbar, kurtuluş için sadece iman etmemizi, onu anmamamızı, sıkıntılar karşısında sabır etmemizi istiyor.

Rabbim, sabır ederek kurtuluşa ulaşanlardan eylesin.

Unutmayın o, bize şah damarımızdan daha yakın olandır.

Unutmayın o, bize annemizden bile merhametli olandır.

Unutmayın,  medyadaki şöhretimiz değil, göklerdeki şöhretimiz önemli olandır.

Unutmayın, Bize Allah yeter…

**

Son tokat inmeden secdede buluşalım…

Bir Yorum Yazın