Emredersiniz

Gönderi Zamanı: 14 Ağustos 2014 08:11 Okunma Sayısı:442 Kategori: Afyonkarahisar Benden

Apar topar uyanmıştı Nazif efendi…  Saat çoktan dokuzu geçmişti. Yanı başında duran pantolonuna uzandı hemen, pratik bir şekilde bedenine geçiriverdi. Üzerine de mavi bir tişört giyip hemen yola düştü. Elini ve yüzünü bile yıkayamadan zor atmıştı kendisini dışarıya.

İşe gene geç kalmıştı… Dergi çıkartan bir yayın kuruluşunda çalışıyordu. Yeni patronu ise emekli bir askerdi. Kesin talimat vermişti. Saat sekizde herkes iş başında olacaktı. Yoksa “maşınızdan keserim” tehditleri savuruyordu… Verdikleri ücret zaten ayı zor çıkartıyordu, birde kesilmesi felaket olurdu Nazif efendi için.

Bu duruma çoktan alışmıştı Nazif Efendi, zaten hak ettiği ücreti alamıyordu, sömürmeye alışmış patronların bu tehditleri onun için içi boş olan cümlelerden ibaretti.

**

İş yerine geldiğinde saat 10’a çeyrek vardı. Hemen masasına oturmak için bir adım atmıştı ki… Birim amiri fırça atmaya başladı….

-Siz beni nerenize dinletiyorsunuz lan, burası dingonun* ahırı değil. Sizi komutana söyleyeceğim.

Nazif efendi, içi boş bir yüz ifadesiyle söylenenlere kulak kabartmış dinliyordu.

Söylenen sözlere karşılık, dudağını dahi kıpırdatmıyordu.

Yine geç kalmıştı, ve iş bu sefer komutan olan patronuna kadar uzanmıştı.

Birim müdürü hızlı adımlarla soluğu komutanın odasında almıştı.

Nazif efendi ise umursamaz bakışlarla daktilosunun başına geçti.

En çok sevdiği şey, yazmaktı.

En kötü anında yazarak iyi olabiliyordu.

Yanına bir kağıt ve kalem aldı, sonrada küçük küçük notlar alarak yeni dergi için başladı daktilonun tuşlarına vurmaya.

Hayal dünyasındakileri daktiloyla kağıda döken Nazif Efendi, yazmaya başladığı andan beri bu dünyayla olan tüm ilişkilerini kesmişti. Hayal dünyasında yaşıyordu artık.

Her hayalini daktilo tuşuyla bu dünyaya aktarıyordu sanki…

Bir anda “Nazif!” sesiyle irkildi.

Komutanın sesiydi bu, anlaşılan o ki; birim müdürü ispiyonlama görevini yerine getirmişti.

Nazif Efendinin hayal dünyasıyla olan bağlantısı bu sesle birlikte kopmuştu.

Birazdan olacaklara hazırlanıyordu.

Ancak yüzünde yine umursamaz, boş bir tavır vardı.

Alışmıştı sanki, bu duruma.

Tam o esnada “Nazif, gel lan buraya” sesi yankılandı kulağında.

Umursamaz bakışlarını koruyan Nazif Efendi, istifini yavaşça bozarak merdivenlerden aşağı indi.

Komutan köpürmüştü.

Nazif Efendi, komutanın yanına geldi ve öylece gözlerinin içine baktı.

Komutan içindeki nefreti başladı kusmaya;

-Ben size ne dedim lan, sekizde herkes burada olacak demedim mi? Sekizi bir geçse maşınızı keserim demedim mi? Sen kendini ne sanıyorsun lan… Haa… Söyle ne sanıyorsun….

Nazif Efendi, komutanın sesine rağmen istifini bozmadan dinliyordu. Bazen kendini yazar değil, kışlada bulunan er zannediyordu.

Komutan devam etti;

-Anlaşıldı sen maaş istemiyorsun. Bundan sonra sen bir iş değil birkaç iş birden yapacaksın. Bunu sen istedin. Bütün gün oturuyorsun, saçma sapan şeyler yazıyorsun. Ben yazsam senden daha güzel yazarım. Git para getiren işler yap… Saçma sapan yazılar para kazandırmıyor. Haa… iki yevmiyeni de kestim.

Nazif Efendi yine sesini çıkarmadı, ancak aklından şu düşünce geçiyordu, “Bu adam bir cümle dahi kuramaz, kalkmış ben senden güzel yazarım diyor”

Komutan, son söz olarak; Anlaşıldı mı lan… diyerek sözlerini tamamladı.

Nazif Efendinin hayalinde bir anda askerlik anıları canlandı.

Eskiden askerde işittiği  bu anlamsız laf kargaşalarını, şimdi de patronundan duyuyordu.

Aradaki tek fark, üzerindeki sivil kıyafetlerdi.

Hal bükü patronu; yazmayı, okumayı, kitapları, şiirleri seven bir kişi olsa, böyle mi olurdu?

Edebiyatı seven bir kişi; hiç bağırır mıydı?

Yapılan işi, o işe harcanan emeği; hiç görmezden gelir miydi?

Mümkün değildi bu.

Edebiyatla, sanatla uğraşan bir kişi, bağırmak yerine dış dünyasında susmayı, iç dünyasında ise mutlu mesut yaşamayı tercih ederdi.

Nazif Efendide böyle yapıyordu işte…

Ayak üstü kurduğu, askerlik hayaline kapılan Nazif Efendi, hayalinde o kadar derinlere gitmiş olacak ki, ağzından bir anda şu söz çıkıverdi;

Emredersiniz komutanım…
Dingo: Girenin çıkanın belli olmadığı yer

Bir Yorum Yazın