Döşeklerinizi yan yana serin

Gönderi Zamanı: 7 Kasım 2016 09:12 Okunma Sayısı:598 Kategori: Köşe Yazıları

“DİZİLER, sosyal medya araçları ve ekonomik krizler toplumu dejenere etti.”

“Anamızı, babamızı huzur evlerine yerleştirme telaşına düştük. Kreş ektik, huzur evi biçiyoruz. ”

“Afyon’da kadına yönelik şiddet arttı. Daha dün akşam 6 kadın can güveliğim yok diyerek bize sığındı.”

“1 artı 1 daireler Afyon’da kanayan yaramız oldu. Ne yazık ki bu mekânlar fuhuş yuvasına döndü. ”

“Sokak ortasında takı takır kadınları öldürüyorlar.”

“Çocuklarımıza maddi olarak her şeyi veriyoruz ama maneviyatı veremiyoruz. ”

“Fransa’dan Türk toplumuna bakarsanız, bu sorunları yaşamaya devam ederiz.  Bizim milli hatta yöresel politikalara ihtiyacımız var. ”

Bu sözleri ben söylemiyorum.

Bu sözlerin tamamı, geçtiğimiz cuma günü İl Genel Meclisi’nde yankı buldu.

Bir kısmını Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Alper Sezer zikretti, bir kısmını da İl Genel Meclisi Başkanı Salih Sel haykırdı. Ben bu sözleri harmanlayıp sözlerin özetini çıkarmaya çalıştım.

Kimin hangi sözü söylediğini merak edenler cumartesi günü yayınlanan gazetelerin sütunlarını inceleyebilir.

BU SÖZLER BENİ TOKATLIYOR

BEN burada kimin hangi sözü söylediğinin analizini yapmayacağım.

Ben burada, birkaç gündür beni tokatlayan bu sözlerle ilgili konuşacağım.

Evet, bu sözler birkaç gündür hiç beklemediğim bir anda karşıma dikiliyor ve çocuk gibi pataklıyor.

Ve benim ruhum bu dayaktan hemen sonra hüngür hüngür ağlıyor.

Şu hale bakar mısınız?

Şehir olarak, ülke olarak ne haldeyiz…

Bu sözler şu dakikadan sonra sizin de karşınıza dikilip size de meydan dayağı atıyorsa ve sizin de ruhunuz çocuklar gibi ağlıyorsa bundan sonraki satırları okumaya devam edin. Aynı histe ve vaziyette değilsek, sizin de ruhunuza batmıyorsa bu cümleler, ağlamıyorsanız çocuklar gibi, bilin ki sizinle biz aynı mahallenin çocuğu değiliz. Döşeklerimizi çok önceden ayırmışız. Bu yüzden siz şimdi kendinize güzel bir magazin sayfası açıp o sayfadaki güzel bacakları olan kadınlara bakabilirsiniz…

UYANIN ARTIK, ZEHİRLENİYORUZ

Efendiler!

Güne Ezan-ı Muhammediye ile başlayanlar…

Ekmeğine haram değirmeyenler…

Bu şehir için, bu ülke için dertlenenler, üzülenler, sevinenler…

Anasını, babasını rahmet kapısı görenler…

Onlarla aynı sofrada bulunmaktan keyif alanlar…

Size sesleniyorum.

Uyanın artık, zehirleniyoruz!

YALNIZLIĞI REDDEDİN, TERK ETMEYİN KÖYLERİNİZİ, DÖVMEYİN KADINLARINIZI…

BU milletin geleneklerine, ahlakına, vicdanına tecavüz edilmeye çalışıyor. Bu milletin vücut bulduğu beden soyuluyor, çırılçıplak bir hale getirilip bizim mahremlerimizle,  bizim geleneklerimizle alay ediliyor.

Nur yüzlü analarımızın, babalarımızın, sakallına haram değmemiş dedelerimizin yanında yaşamanın ayıp olduğunu zihnimize nakış nakış işliyorlar.  Onlardan bizi koparıyorlar. Kopmayın onlardan. Onların yanında aile kurun. Eşinizle, çocuklarınızla onların yanında yaşayın. Çocuklarınızı nenelerinin, dedelerinin kucaklarında büyütün.  Aynı sofradan yemek yiyin. İnadına onlarla birlikte yaşayın. Onların duasını almadan çıkmayın o hanenin kapısından.

Bizim yalnız yaşamamız için bize 1 artı 1 denilen binalar inşa ediyorlar. Mahalle süsü verilmiş, süslü villalarda bir başımıza yaşamımızı düzeltiyorum ölmemizi emrediyorlar.  Cebimizdeki parayı sonuna kadar sömürüp, paramızı bu yalnız yaşanan viranelere dökmemizi istiyorlar. Buralarda birbirimizin ırzına, namusuna geçmemizi istiyorlar. Buna dizilerle, izdivaç denilen ahlaksız yayınlarla son derece normalmiş izlenimi veriyorlar. Yalnızlığı reddedin. Bize göre değil yalnızlık. Biz kardeşiz. Kardeşleşin. Birlikte yaşayın. Döşeklerinizi yan yana serin.  Ahlaksız yayınlara sövün ve onlar kaşınıza çıktığında derhal onları susturun.

Köylerimizden bizi kovmaya çalışıyorlar. Tarlalarımızı, ineklerimizi elimizden alıp bizi şehrin ortasına çırılçıplak bir başımıza bırakmak istiyorlar. Analarımızı babalarımızı huzur evi denilen huzurun hiç uğramadığı binalara tıkmamızı süslü cümlelerle anlatıyorlar. Kadınlarımızı dövmeyi, öldürmeyi “erkeklik” diye gösteriyorlar.  İnanmayın onlara. Satmayın tarlalarınızı, ineklerinizi. Terk etmeyin köylerinizi. Dövmeyin kadınlarınızı. Tarlanızı ve ineğinizi sattığınız, köyünüzü terk ettiğiniz gün, onların kölesi olacağınızı unutmayın. Kadınınıza el kaldırdığınız gün kendi ruhunuzun bile sizden iğreneceğini unutmayın!

Görün artık…

Bizim kültürümüzü, geleneğimizi, örf ve adetlerimizi öldürmek için bu topraklara zehir ekiyorlar.

Zehri bertaraf edin. Bunun yolu, döşeklerinizi ayırmaktan değil, yan yana sermekten geçiyor.

Kültürümüzün, geleneğimizin, örf ve âdetimizin köklerine su vermek için döşeklerinizi yan yana serin.

 

7 Kasım 2016 – Gazete 3

Bir Yorum Yazın