Dedemden öğrendiklerim

Gönderi Zamanı: 22 Temmuz 2015 08:43 Okunma Sayısı:403 Kategori: Köşe Yazıları

En kutsal makamdan gelen selamın, ete kemiğe bürünmüş halidir bayramlar… Heyecanla, tutkuyla ve muhabbetle gelir bayram bu diyarlara… Kimisi hüzünle selamlar bu eşsiz hediyeyi, kimisi de bu selama kulaklarını tıkamaktan kendisini alamaz. Eşsiz selamın duyulmasıyla birlikte, Anadolu’nun pek çok noktasında lezzetli yemeklerin yer aldığı yer sofraları kurulur. Aslında bu sofralarda lezzetli yemeklerden çok, en lezzetli muhabbetler sunulur. Bu bayram benim için en lezzetli bayramdı diyebilirim. Sebebi ise az önce zikrettiğim en lezzetli muhabbetlere konuk olmam hususundadır.

Bayramda olabildiğince yakınlarımı, yakın bildiklerimi ziyaret ettim. Daha önce hiç merhabalaşmadığım insanlarla merhabalaştım. Onlarla göz göze gelip, iyi bir bayram temennisi mesajımı ilettim. Hiç oturmadığım kadar yer sofrasına oturdum. Bazı zamanlar yediklerimi sindirmekte zorlandım. Bu sofralarda en lezzetli yemek kuşkusuz muhabbetti. Çünkü uzun uzun sohbetler bizleri karşıladı bu bayram. Oldukça lezzetli, oldukça verimli ve öğretici sohbetlere imza attık.

Hele biri var ki, hayat çaydanlığında dibe çökmüş tüm değer yargılarımı çalkalayarak yeniden hissetmeme vesile oldu.

Dedemden bahsediyorum…

Kömürcü Şerafettin’den…

1930 yılından bu güne, yani tam 85 yıldır tattığı heyecanı, tutkuyu, hüznü, sevinci ve anısını öyle samimi öyle içten anlattı ki dedem, uyuyan yanlarımı bir anda uyandırdı. Dedem şu sıralar kansere karşı savaşıyor. Bu savaş, onu şu günlerde öyle yormuş ki, artık eskisi gibi ne yürüyebiliyor ne de dilediği gibi yiyip içebiliyor. Hastalık onu oldukça zayıf kılmış. Kemikleriyle derisi iyice birbirine kenetlenmiş durumda. Ayakta kalmakta onun için oldukça zor. Çünkü beş dakika tahta sekinin üzerinde oturuyorsa, uzunca bir vakit yatarak nefes almak durumunda kalıyor.

Gözlerinin hemen altından şakağına kadar tüm yüzünü kaplamış her yaşam çizgisinde ayrı bir tecrübe barından dedem, başlıyor anlatmaya:

“Ben gençliğimde hiç durmazdım. Duramazdım. Dur durak nedir bilmezdim. Çünkü bilirim ki durursam hasta olurdum.  Harekette bereket vardır. Birkaç dakikalık uykudan sonra 40 derecelik sıcağın altında direksiyon sallardık. Pek çok arkadaşımız uykusuzluktan dolayı kaza geçirip, genç yaşta öldü. Yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızdaydı. En kaliteli, en lezzetli yemeklerin yapıldığı lokantalara giderdik. Yemek ihtiyacımızı oralarda giderirdik. O günden bu günlere kadar ben hiç durmadım. Bu yaşıma kadar her gün çalıştım. Ama artık bu beden sanki benim değil. 100 metrelik yolu yürümek için üç defa mola verip, bir taşın üzerine oturuyorum. Oturduğum yerden kalkmak istemiyor canım. Çünkü ayaklarım gitmiyor artık. Adımlamıyor eskisi gibi… Ben eskisi gibi değilim ki…”

Üç noktadan sonra susuyor dedem, uzunca bir vakit. O sözlerden sonra sanırım şöyle bir cümle dökülecekti dudaklarından: “Ah şimdi geçmişe gidebilsem neler yapardım bir bilseniz.”

ÇIKARDIĞIM DERSLER

Bu sözler bir çırpıda söylenmiş sözler değil elbette. Dedem bütün bunları uzun uzun nefes aralıkları vererek anlatıyor. Nefes aralıklarına ise zaman zaman gözyaşları eşlik ediyor. Onun her ifadesinden, her cümlesinden kendime bir ders çıkarttım. İşte o dersler;

-Sahip olduğunuz en kıymetli varlığın, “yaşamak” olduğunu anlayın ve güzel yaşayın.

-Bugün gören gözleriniz, tutan kollarınız, işiten kulaklarınız, gövdenizi yürüten bacaklarınız yarın yorulabilir! Bırakın yorulsunlar. Onlar yorulmakla meşgulken, siz bu hayata her zamankinden daha çok değer katmakla meşgul olun. Mesela bugün hayatta olan annenize, eşinize yada evladınıza yeniden âşık olun!

-Üzerinize doğan, yüzünüzü yalayan güneşi sıradan görmeyi bırakıp, hayatı şükür dolu bakışlarla selamlayın.

-Hayatın kısa olduğunu hemen şimdi idrak edin. Aldığınız nefesin birazdan kesilebileceğini hissedin. O kesilmeden, sevdiklerinizle daha sık bir araya gelin, daha fazla birbirinizi sevin.

-Sadece bayramda değil, sıradan günlerde de muhabbet sofalarında buluşun.

-İşin özeti; bırakın küslüğü, sevmek için fırsat kollayın.

Teşekkürler dede…

22 Temmuz 2015 – Gazete 3

Bir Yorum Yazın