Bir Alanya hikayesi…

Gönderi Zamanı: 2 Ağustos 2011 12:43 Okunma Sayısı:673 Kategori: Gezi

Adına tatil mi demeli bilmiyorum. Ama emin olun tatil böyle olmaz.

20 Temmuz 2011 Çarşambayı  Perşembeye bağlayan gece çıktık yola..

Yanımda dört arkadaşla koyulduk Alanya yollarına…

Çok geçmeden uyumuşum otobüs koltuğunda…

Az sonra uyandım. Boynum tutulmuş. Uyku sersemliğiyle kalktım baktım etrafıma. Herkes inmiş birkaç uyuyan hariç. Biraz daha baktıktan sonra otobüsün mola verdiğini anlayarak bende attım kendimi dışarıya.

Etraf o kadar kalabalık ki. Herkes bir yerlere gidiyor. Nedir bu çılgınlık anlam veremedim.

Gece 2 de başlayan yolcuğumuz sabah 9 da Alanya otogarında son buldu. Tam o an, otobüsten bedenimi bir ayak hamlesiyle Alanya otogarına koyduğum o an anladım o çılgın havayı. Bedenimin tüm hücreleri o an anladı nemi, sıcağı… Çok geçemeden terler akmaya başladı alnımdan.

Köyden indik şehre misali dolaşmaya başladık ben ve dört arkadaşım Alanya sokaklarını. Girdiğimiz otellerin hepside ağız birliği etmişcesine  ‘Doluyuz’ cevabını veriyorlar.

Sıcağın ve nemin etkisiyle otellerden aldığımız olumsuz cevaplarında yüklediği negatif enerji ister istemez sinirlerimizi germiş bir halde oturduk bir ağacın gölgesine. Çok geçmeden geldi yanımıza trafik polisi… Yasakmış orda oturmak 😀

Uzunca bir mücadeleden sonra emanet bir ev bulabildik kendimize. Bulduk ama bide gelin bana sorun J

Güneş batmasına yakın karnımızın acıktığının fark ederek biran önce bu vatan görevini yerine getirdik.

Alanyaya gelip de bara gitmeden olmazmış dediler. Gece 12 de açılan bara hayda diyip giriş yapıyoruz bu anlarda. Hiç de alışık olmadığımız bir ortam. Ama bu ortamda çoğunluk rus, alman,çin azınlık olarakda biz Türkler kalmışız. Velhasıl kelam…

Biraz yabancılara ayak uydurmaya çalışdıysak da Alanya gecelerinin pes pembe hayatına ayak uydurmak bana göre değil ! diyip bi kenara çekilip uzun uzun düşünüyordum… Tam o sırada uluslar arası bir vatandaş gelip masama oturmaz mı J Bir Japon… Acayip şekilde sarhoş…

Eee başa gelen çekilir diyerek başladık az bela bildiğimiz İngilizceyle anlaşmaya…

Bide Japon işi bir şapkasını da bırakarak bir anda masadan uçtu gitti. Bi baktım sigarasını ve çakmağını da masada unutup gitmiş. Aradım aradım bulamadım benim uluslar arası dostumu.

Saatler sabaha karşı dörde gelirken notasız, zevksiz müziklerden yorulan kulaklarım ve bedenim artık bana baş kaldırıyordu. Hafiften yol alarak Alanya nın pes pembe görünen sokaklarında yürümeye başladık. O kadar kalabalık ki… karınca ordusu gibi. Etrafıma baktığımda alkolün verdiği sarhoşlukla ne yaptıklarını bilmeyen insanlar… Bi an irkildim. Dünya bu kadar renkli mi diye. Hayat bu kadar boş ve inançsız olabilir mi ? Kafamı bunun gibi bir çok  soru işareti kapladı bir anda.

Oraya ait hissetmeme duygusu kapladı içimi. Bu benim bu hayatı daha önceden görmememden kaynaklanmıyor. Bu amaçsız insanların adına tatil dedikleri bu iğrenç yaşamda gerçek dünya yı perdelediklerine karar verdim. Ben o perdenin arkasına baktım çıktım.

Perdenin gerçek yüzü daha güzel. Ertesi gün yine aynı şeyler… Hiçbir değişiklik yok. Hayat hep aynı burada. Her gün aynı kirlilik, her gün aynı toz pembe hayatlar…

 

Afyon dönüşü…

Afyona dönüşümüz çok maceralı geçti. Arkadaşların bi kısmı tatile devam etmek isteyince bizler düştük memleket yollarına.

Bas gaza diyerek düştük yollara. Ancak fazla basmışız ki 200 km boşuna tepelemişiz 😀

Alanya çıkışında yolları karıştırınca biz Afyon yerine Konya yolculuğuna çıkmışız. Bunu iki saat sonra bir petrol istasyonundan öğreniyoruz. Doğru yolu öğreniyoruz ama o kadar yolu boşuna teptiğimizi öğrence hem üzülüyoruz hem de kendimize gülüyoruz 😀

Pompacının yönlendirmesiyle bir kestirme yola sapıyoruz. Kestirme yol öyle bir kestirme ki… Dağların, derelerin tepelerin içinden geçiyoruz. Çok ürkütücü bir yer…

Yolda bir çoban görüyoruz.. Afyona gitmek istediğimizi söylüyoruz. Nihayet beklediğimiz cevap. Otuz km sonra ana yola çıkın ve düm düz devam edin bir saat sonra Afyon diyor.. Teşekkür ederek ayrılıyoruz..

Çobanın dediği oluyor… Bir saat sonra Karahisar kalesini görüyoruz. O anki mutluluğumu anlatamam. Üç buçuk saatlik yoldan sekiz saatte de geldiğimizden olsa gerek neredeyse inip toprağı öpesimiz geldi.:)

Evime girdiğimde ne nem var, ne görültü.. İşte huzur bu olsa gerek ..

Görüşmek üzere …  Hoşçakalın.

 

Bir Yorum Yazın